top of page

Kıskançlık Psikolojisi: Kıskançlık Bize Ne Anlatır?

  • Yazarın fotoğrafı: Ali Turan
    Ali Turan
  • 17 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Ağu



klinik-psikolog-ali-turan-portre.jpg
klinik-psikolog-ali-turan-portre.jpg

“Kıskançlık özünde, sevilen nesneyi kaybetme düşüncesinin neden olduğu acı, narisisistik yara, başarılı rakibe karşı düşmanlık duyguları ve kişinin kendi benliğini kaygından sorumlu tutan az ya da çok miktarda öz-eleştiriden oluşur.

Sigmund Freud


Kıskançlık çoğu zaman yalnızca sevdiğimiz kişiyi kaybetme korkusu olarak düşünülür. Oysa Freud’un yaklaşımında kıskançlık, bundan daha karmaşık bir ruhsal yaşantıya işaret eder.


Birini kaybetme ihtimali yalnızca o kişiden mahrum kalacağımız anlamına gelmez. Aynı zamanda kendimizi onun gözünde nasıl gördüğümüzü, ilişkideki yerimizi ve kendi değerimize ilişkin algımızı da tehdit edebilir. Bu nedenle kıskançlığın içinde, sevilen kişiyi kaybetmenin yarattığı acının yanında bir “narsisistik yara” da bulunabilir.


Kişi kendisini bir başkasıyla kıyaslamaya başladığında, mesele artık yalnızca “Onu kaybeder miyim?” olmaktan çıkabilir. “Benden daha mı değerli?”, “Beni neden değil de onu seçebilir?”, “Benim yerimi doldurabilir mi?” gibi sorular ortaya çıkabilir. Böylece karşıdaki kişi yalnızca bir rakip değil, kişinin kendi değerini sorgulamasına neden olan bir figüre dönüşebilir.


Freud’un dikkat çektiği bir diğer boyut ise kişinin yaşanan kayıptan kendisini sorumlu tutabilmesidir. Kıskançlık bazen öfkeyle dışarıya yönelirken, bazen de kişinin kendi benliğine dönerek “Neyi eksik yaptım?”, “Neden yeterli olmadım?” biçiminde bir öz-eleştiriye dönüşebilir.


Bu nedenle kıskançlığın yoğunluğu her zaman ilişkinin gerçek koşullarıyla orantılı olmayabilir. Freud’a göre normal olarak kabul edilen kıskançlık dahi bütünüyle rasyonel değildir; bilinçdışı kökleri vardır ve kişinin daha erken dönemlerdeki duygusal yaşantılarıyla bağlantılı olabilir.


Dinamik psikoterapi açısından bakıldığında bu durum önemli bir soru ortaya çıkarır:


Kişi gerçekten bugün yaşanan bir kayba mı tepki vermektedir, yoksa bugünkü ilişki, daha eski bir kaybetme, değersizleşme ya da yerini başkasına bırakma deneyimini de yeniden mi harekete geçirmektedir?


Bu açıdan kıskançlık yalnızca partnerin ne yaptığıyla ilgili değildir. Kişinin ilişkide kendisini nasıl konumlandırdığı, sevilmeye ve seçilmeye ilişkin içsel beklentileri ve kaybetme ihtimalinin benlik üzerinde yarattığı anlam da kıskançlığın biçimini belirleyebilir.


Freud’un 1922’de ortaya koyduğu çerçevenin bugün hâlâ önemli olmasının nedeni de budur: Kıskançlık bazen dışarıdaki rakibi değil, içeride tehdit altında hissedilen benliği anlatır.


Uzman Klinik Psikolog Ali Turan

 
 

Bültenimize abone olun • Yeni bloglarımızdan haberdar olun.

© 2024 by Ali Turan, Uzman Klinik Psikolog

bottom of page