Bağ Kurmak Önemli Bir İhtiyaçtır. Neden Kurduğumuz Bağlarda Problemler Yaşıyoruz?
- Ali Turan
- 24 Ağu
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 25 Ağu

İnsan, ilişki kurmaya ihtiyaç duyar.
Bir başkasına yakın olmak, görülmek, anlaşılmak, sevilmek ve ait hissetmek yaşamın temel ihtiyaçlarından biridir. Çocuklukta başlayan bu ihtiyaç yetişkinlikte de devam eder. Dostluklarımızda, aile ilişkilerimizde, romantik ilişkilerimizde ve kurduğumuz diğer bağlarda kendimizi başkalarıyla ilişki içinde var ederiz.
Ancak bağ kurmak her zaman kolay değildir.
Birine yakın olmak isterken kendimizi iç içe geçmiş ilişkide bulabiliriz. Sevdiğimiz kişiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçebiliriz. Sınır koyduğumuzda suçluluk hissedebiliriz.
Karşımızdaki kişiyi kırmamak için söylemek istediklerimizi içimizde tutabiliriz. Bazen de tam tersine, yakınlık arttığında kendimizi geri çekebilir, bağımsızlığımızın tehdit edildiğini hissedebiliriz.
Bir başkasıyla bağ kurarken kendimiz olarak kalmayı nasıl başarabiliriz? Bağ kurmak neden bu kadar önemlidir?
İnsan yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da ilişkisel bir varlıktır.
Yakın ilişkiler aracılığıyla güven duygusu geliştirir, kendimizi tanır, duygularımızı düzenler ve hayatımızı anlamlandırırız. Birinin bizi gerçekten gördüğünü hissetmek, yalnızca “bir ilişkiye sahip olmak”tan farklıdır. Bazen bir insanın yanında kendimizi daha çok kendimiz gibi hissederiz. Bazen de tam tersine, bir ilişki içerisinde olduğumuz halde kendimizden uzaklaşmaya başlarız.
“Kurduğum bağın içinde kendim olarak kalabiliyor muyum?”
“Ben” ile “biz” arasında nasıl bir denge kurulur?
Sağlıklı bir ilişkide yalnızca “ben” ya da yalnızca “biz” yoktur.
Ben vardır.
Sen vardır.
Ve bunların arasında oluşan bir biz vardır.
Benim ihtiyaçlarım...
Senin ihtiyaçların...
Ortak ihtiyaçlarımız...
Benim sınırlarım...
Senin sınırların...
Birlikte oluşturduğumuz alan...
İlişkinin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi, bu alanların birbirinin yerine geçmemesine bağlıdır.
Çünkü “biz” olmak, iki kişinin tek bir kişiye dönüşmesi değildir. Birlikte olmak ile birbirinin içinde kaybolmak aynı şey değildir. Yakınlık ile kendilik arasındaki gerilim İlişkilerde en zor meselelerden biri bazen şudur:
“Kendim olursam beni kabul eder mi?”
Bu soru yetişkinlikte ortaya çıkmış gibi görünse de kökleri daha erken dönem ilişkisel deneyimlere uzanabilir.
Gabor Maté, insanın hem bağlanma hem de sahicilik/kendilik ihtiyacı olduğunu vurgular. Ona göre sorun bu iki ihtiyacın varlığında değil; bazı koşullarda birinin diğerini tehdit eder hale gelmesindedir.
Maté'nin ifadesiyle insanın iki temel ihtiyacı vardır: attachment ve authenticity. Kişi kendisi olarak kaldığında bağını kaybedeceğine inanırsa, bağını korumak için kendi gerçekliğini bastırabilir.
Bu düşünce yetişkin ilişkilerinde oldukça önemli bir soruya dönüşür:
“Sevilmek için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?” Bazen sınır koymak neden bu kadar zor? Sınır koymak yalnızca “hayır” diyebilmek değildir.
Ancak bazı insanlar için sınır koymak, ilişkide çatışma yaratmak veya karşı tarafı kaybetmek anlamına gelebilir. Bu nedenle kişi istemediği halde kabul edebilir.
Kırıldığı halde susabilir.
Yorulduğu halde devam edebilir.
Kendi ihtiyacını ifade etmek yerine karşı tarafın ihtiyacını önceleyebilir.
Bir süre sonra dışarıdan bakıldığında “uyumlu” görünen kişi, içeride yoğun bir kırgınlık ve tükenmişlik yaşamaya başlayabilir. Bazen sınır koymamak kısa vadede çatışmayı azaltır. Tartışma çıkmaz. Karşı taraf kızmaz. İlişki bozulmaz. Fakat kişi kendi ihtiyacını tekrar tekrar bastırdığında ilişkide görünmeyen başka bir şey oluşabilir: Kırgınlık.
“Ben senin için bunu yaptım.”
“Sen benim için hiçbir şey yapmadın.”
“Ben hep alttan aldım.”
“Beni hiç anlamıyorsun.”
Böylece ifade edilmeyen sınırlar, zaman içerisinde ilişkide biriken öfkeye dönüşebilir.
Bu nedenle sağlıklı sınır, ilişkiden uzaklaşmak değil; ilişkinin içinde kendine de yer açabilmektir. Bazen sorun sınırların olmaması değil, duvarların olmasıdır Bunun tersi de mümkündür. Bazı insanlar için yakınlık tehdit edici olabilir. Birisi fazla yaklaştığında geri çekilebilirler. Kendi alanlarının ihlal edildiğini hissedebilirler. Duygusal ihtiyaçlarını paylaşmakta zorlanabilirler.
“Biz birlikteyken nasıl bir ilişki kuruyoruz?”
sorusunu da sormak gerekir. Çünkü tek tek bakıldığında iki kişinin davranışı anlaşılır olabilir; fakat birlikte oluşturdukları döngü ilişkiyi zorlaştırabilir.
“Ben” olmak ile “biz” olmak birbirinin karşıtı değildir.
Sağlıklı bir ilişkide kişinin kendi hayatı, arkadaşları, düşünceleri, duyguları ve ihtiyaçları olabilir. Aynı zamanda ortak bir yaşam ve duygusal yakınlık da kurulabilir.
Sana ihtiyacım olduğu için kendimden vazgeçmek zorunda değilim.
Bir ilişkide hem bağımsız hem bağlı olmak mümkündür. Hem kendi sınırlarını koruyup hem de diğerinin ihtiyaçlarını önemsemek mümkündür. Hem “ben” diyebilmek hem de “biz” kurabilmek mümkündür. Asıl mesele bu iki alan arasında hareket edebilmektir. Neden bazı ilişkilerde kendimizi kaybediyoruz? Bazen kişi ilişkiyi sürdürebilmek için kendi parçalarını yavaş yavaş geri çekebilir. Önce küçük şeylerden vazgeçer. Sonra kendi fikrini söylememeye başlar. Ardından karşı tarafın beklentilerine göre yaşamaya başlar. "Böyle davranırsam sorun çıkmaz.” “Bunu söylemezsem beni yanlış anlamaz.” “Şimdi kendi isteğimi söylersem onu üzerim.”Derken kişi sıkışmış kalabilir.
Maté'nin attachment ve authenticity arasındaki gerilim üzerine yaklaşımı tam da burada anlam kazanır: Kişi kabul edilmek ve ilişkiyi korumak uğruna kendi deneyimlerinden uzaklaştığında, bağını korurken kendisiyle olan bağlantısını kaybetme riski taşır.
Peki sağlıklı bağ nasıl kurulur?
Sağlıklı bağda kişi: Kendi duygusunu fark edebilir. İhtiyacını ifade edebilir. Sınır koyabilir.
Karşısındaki kişinin sınırını kabul edebilir. Yakınlaşabilir. Gerektiğinde ayrışabilir. Çatışabilir. Onarabilir. Burada önemli olan bağ ile bağımlılığı, sınır ile uzaklığı, yakınlık ile iç içe geçmeyi birbirinden ayırabilmektir.
İlişkide kendinize sorabileceğiniz bazı sorular..
Kurduğunuz ilişkileri anlamak için bazen şu sorular önemli ipuçları verebilir: Bir ilişkide kendi ihtiyaçlarımı ifade edebiliyor muyum? “Hayır” dediğimde suçluluk hissediyor muyum?
Sevilmek için kendimden vazgeçtiğim oluyor mu? Partnerimin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımdan sürekli öne mi koyuyorum?
Yakınlık arttığında kendimi kaybetmiş gibi mi hissediyorum?
Karşımdaki kişi uzaklaştığında aşırı kaygılanıyor muyum?
İlişkide sınır mı koyuyorum, yoksa duvar mı örüyorum?
Kendi hayatımı ve ilişkilerimi sürdürebiliyor muyum?
“Biz” olurken “ben” olmayı sürdürebiliyor muyum?
Bir ilişkide anlaşılmak kadar, kendimi ifade etmeye de izin veriyor muyum?
...
..
.
Bu soruların amacı kişinin kendisine bir tanı koyması değildir.
Ama ilişkide tekrar eden örüntüleri fark etmek için bir başlangıç olabilir.
Bağ kurmak insanın temel ihtiyaçlarından biridir.
Bir başkasına yakın olmak, sevmek, sevilmek ve ait hissetmek yaşamımızın önemli parçalarıdır.
“Bu yakınlığın içinde kendimiz olarak kalabiliyor muyuz?”
Çünkü ilişki yalnızca iki insanın birbirine yaklaşması değildir.
Aynı zamanda iki ayrı insanın birbirinin farklılığını taşıyabilmesidir.
Benliğimizi korurken yakınlaşabilmek...
Sınırlarımızı korurken bağ kurabilmek...
Kendi ihtiyaçlarımızı ifade ederken diğerinin ihtiyaçlarını da duyabilmek...
“Ben” olmaktan vazgeçmeden “biz” olabilmek...
Belki de olgun bir ilişkinin en zor ama en değerli tarafı budur.
Gabor Maté'nin bağlanma ve sahicilik üzerine yaklaşımının işaret ettiği temel mesele de burada ortaya çıkar: İnsanın hem ait olmaya hem de kendisi olmaya ihtiyacı vardır. Sorun bu iki ihtiyacın birlikte var olması değil; birini korumak için diğerinden vazgeçmek zorunda kalmamızdır.
Bu nedenle ilişkilerde yaşadığımız sorunları yalnızca “doğru insanı bulamadım” ya da “yanlış insanla birlikteyim” üzerinden değerlendirmek bazen yetersiz kalabilir.
“Ben bir ilişki kurduğumda nasıl bir ‘ben’ oluyorum ve karşımızda nasıl bir ‘biz’ oluşuyor?”
Çünkü kurduğumuz bağların niteliğini anlamaya başladığımızda, yalnızca karşımızdaki insanı değil, ilişkinin içinde kendimizi nasıl konumlandırdığımızı da görmeye başlarız.
İlişkilerde Tekrarlayan Örüntüleri Anlamak
Bazen ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlar yalnızca içinde bulunduğumuz ilişkiye ait değildir.
Benzer çatışmaların farklı ilişkilerde tekrar etmesi, benzer kişilere yönelmemiz, yakınlık kurduğumuzda kaygılanmamız ya da karşı taraf uzaklaştığında yoğun bir terk edilme korkusu yaşamamız; ilişkilerde tekrar eden bazı örüntülerin varlığına işaret edebilir.
Dinamik Psikoterapi, bu örüntüleri yalnızca bugünkü davranışlar üzerinden değerlendirmek yerine, kişinin kendisiyle ve diğerleriyle kurduğu ilişkilerin altında yer alan duygusal süreçleri anlamaya çalışır.
Çünkü bugün bir ilişkide verdiğimiz bazı tepkiler, yalnızca o anda yaşananlarla açıklanamayabilir.
Neden bazı insanlara karşı diğerlerinden çok daha yoğun duygular hissediyoruz?
Neden yakınlık istediğimiz halde yakınlaştığımızda geri çekiliyoruz?
Neden sınır koyduğumuzda suçluluk duyuyoruz?
“İlişkilerimde tekrar tekrar karşıma çıkan bu döngünün içinde benim sürecim nedir?”
Dinamik psikoterapide amaç kişiyi suçlamak ya da ilişkide yaşanan her sorunun sorumluluğunu kişiye yüklemek değildir.
Aksine, kişinin kendi ilişkisel dünyasını daha yakından tanımasına yardımcı olmaktır.
Kurduğu bağlarda kendisini nasıl konumlandırdığını, yakınlık karşısında ne hissettiğini, sınırlarını nasıl oluşturduğunu, hangi durumlarda geri çekildiğini ya da neden bazı ilişkilerde kendisinden vazgeçtiğini birlikte anlamaya çalışmak bu sürecin önemli parçalarından biri olabilir.
Terapi sürecinde geçmiş deneyimler ile bugünkü ilişkiler arasında bağlantılar kuruldukça, kişinin daha önce farkında olmadığı bazı tekrarlar görünür hale gelebilir.
“Ben ilişkilerimde neden böyle bir döngünün içine giriyorum?”
sorusunu anlayabilmektir.
Çünkü bazı ilişkisel sorunlarda değişim, yalnızca davranışı değiştirmekle değil, o davranışın arkasındaki duygusal anlamı fark etmekle mümkün hale gelir.
Dinamik Psikoterapi ile ...
İlişkilerinizde benzer sorunların tekrar ettiğini, yakınlık ve uzaklık arasında zorlandığınızı, sınır koymakta güçlük çektiğinizi ya da ilişkiler içerisinde kendinizden uzaklaştığınızı fark ediyorsanız, bu örüntülerin psikoterapi sürecinde birlikte ele alınması mümkün olabilir.
Dinamik Psikoterapi; kişinin kendisiyle, geçmiş deneyimleriyle ve diğer insanlarla kurduğu ilişkileri daha derinlikli biçimde anlamlandırmasına yönelik bir çalışma alanı sunar.
Amaç yalnızca daha “iyi ilişkiler kurmak” değil; ilişkilerin içinde kendimizi nasıl var ettiğimizi anlayabilmek ve daha sahici bir ilişki kurabilme kapasitesini geliştirebilmektir.
Dinamik Psikoterapi ile ilişkisel örüntüler üzerine çalışmalar hakkında daha fazla bilgi almak için [Dinamik Psikoterapi] bloğunu inceleyebilirsiniz.
Bireysel psikoterapi sürecinde ise ilişkilerinizde tekrar eden döngüler, bağlanma biçiminiz, sınırlarınız ve kendilik algınız üzerine birlikte çalışılabilir.
Klinik Psikolog Ali Turan


