Dinamik Psikoterapi: İlişkisel Alanın Dönüştürücü Gücü
- Ali Turan
- 27 Eki 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 30 Kas 2025

Dinamik psikoterapi, insanın iç dünyasını yalnızca bilişsel içgörülerle değil, ilişkisel deneyimin duygusal derinliği üzerinden dönüştürmeyi hedefleyen bir yaklaşım olarak klinik pratiğin merkezinde yer alır. Kuram, bilinçdışı süreçlerin, aktarım ve savunmaların anlaşılması üzerine kuruludur; ancak terapi odasında bunlar birer “kavram” olmaktan çıkar, iki kişi arasında canlı biçimde yaşanır. Klinik gerçeklikte her seans, kuramın canlı bir uygulamasına dönüşür — danışanın duygusal tepkileri, terapistin içsel yanıtları ve aralarındaki sessiz ya da sözel iletişim, terapötik alanı şekillendirir (Mitchell, 1993).
Dinamik terapist için hedef, semptomları doğrudan ortadan kaldırmak değil, onların anlamını keşfetmektir. Bu anlam keşfi, çoğu kez danışanın yaşadığı ilişkisel tekrarların ve bilinçdışı çatışmaların şimdi ve burada terapötik ilişkide yeniden sahnelenmesiyle mümkün olur (Sandler, 1983). Terapist, bu sahnelemede yargılayan değil, düşünen ve duygusal olarak katılan bir tanık rolü üstlenir. Böylece danışan, kendi duygularına ve davranış örüntülerine dışarıdan değil, içeriden, güvenli bir ilişkisel bağ içinde bakabilir hale gelir.
Terapi Odasında Dinamik Süreç
Klinik pratikte dinamik terapi, “anlatılan hikâyeden çok, hikâyenin nasıl anlatıldığı”na kulak vermekle başlar. Danışanın sözcükleri kadar, sessizlikleri, tonlamaları, kaçındığı temalar ve duygusal aktarım biçimleri de anlam taşır. Terapist, yüzeydeki anlatıdan çok, anlatının altındaki ilişkisel mesajı anlamaya yönelir. Örneğin, danışanın terapistin yorumuna öfkeyle tepki vermesi, sadece anlaşılmama hissi değil, geçmişteki otoriter ya da reddedici figürlerle ilişkilerinin yeniden canlanması olabilir. Bu nedenle her tepki, bir geçmiş ilişki deneyiminin yankısı olarak okunur (Gill, 1982).
Terapistin klinik konumlanışı burada belirleyici bir unsurdur. Dinamik terapist, nötr ve mesafeli bir gözlemci değil, ilişkisel alanda aktif bir katılımcıdır. Ancak bu katılım, sınırların kaybolduğu bir yakınlık değil, düşünen bir duygusal varlık olma hâlidir (Aron, 1996).
Terapist, kendi karşı aktarım tepkilerini fark ederek, seans içinde hem duygusal hem bilişsel düzeyde bir “çifte bilinç” sürdürür. Bu farkındalık, terapötik ilişkinin hem güvenli hem de derinleştirici olmasını sağlar.
Dinamik psikoterapi, bireyin iç dünyasını yalnızca intrapsişik süreçler üzerinden değil, bu süreçlerin ilişki alanında nasıl yeniden üretildiğini ve dönüştüğünü merkeze alarak anlamayı amaçlar. Terapi, geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkisel örüntüler içinde yeniden sahnelenmesine ve bu sahnelerin duygusal olarak işlenmesine olanak tanıyan bir alan sunar. Terapist ile danışan arasındaki karşılıklı etkileşim, hem danışanın bilinçdışı dinamiklerini görünür kılar hem de yeni bir öznel deneyim biçiminin doğmasına aracılık eder. Bu yönüyle ilişkisel alan, yalnızca içgörü kazandıran bir zemin değil, aynı zamanda iyileştirici bir yeniden yapılanma sürecidir.
Sonuç olarak, dinamik psikoterapi insanın ilişkisel doğasına uygun bir şekilde, değişimin en derin biçimde ilişki içinde mümkün olabileceğini hatırlatır: kendini anlamak, ancak ötekinin tanıyan bakışında mümkündür, Winnicott.


